hani ben hep derim ya; umut
aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır.
demiş Nurullah GENÇ... e tabii şair o, benim gibi dilsiz değil... ben umut diyorum, o mısralarla donatıyor. o daha güzel anlatıyor diye benden daha güzel umut ediyor sanma turnam,
en güzel ben umut ederim, çünkü ben imkansız bir aşkın çiledarıyım. altın sandıklara kilitlenmiş bir vuslatın haznedarıyım. o sandık açıldığında o vuslatın ilk tanığı ben olacağım.
"acılar büyütür umutsuzlukları" demiş bir başka şair. benim umudum da yokluğunun acısından besleniyor turnam... şikayet edersem umutsuz kalayım ki, umutla bekliyorum vuslatı. hani demiş ya şair; beklemek de güzel, güzelse beklenen... benim beklediğim de çok güzel... hem kalbi herşeyden de güzel...
İbrahim TENEKECİ'yi bilirsin değil mi turnam, şairlik idolüm. bu şair lafını da ne zaman kendime yaklaştırsam mahcubiyet duyuyorum, af diliyorum tüm şairlerden. her neyse üstad tenekeci diyor ki ;
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim.
benim kaf dağım sensin turnam...
bu arada kader cilveli bir aşifte gibi benle oyun oynuyor, ben bunları yazarken Leman SAM da dalga geçer gibi benle;
anladım ki hiç kimse sen değil
hiç kimse senin kadar umuduma yol değil
diyor...
sevgiyle kal,
ben karanlıkları aydınlatan ışık ile kalıyorum...
19 Aralık 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder