bu üç beş kıçı kırık kelam gel-me-ye-ce-ğim diyen güzele yazılmıştır.
uzaklardaki turnaya...
uçup da gelmeyen turnaya...
karanlıklar ışığı, şeb-efruz'a yazılmıştır.
mavi duvarlar çalıyor gittiğinden beri,
tercüman oluyor duygularıma klasik deyimle,
bitip bitip başlıyor yeniden...
umutlarım gibi,
sönüp sönüp yeniden alevlenen umutlarım gibi...
ozanın dediği gibi;
ben seni kendime yakın bilmişim
uzaklarda turna olsan ne fayda
turnalar şaşmazmış göç mevsiminde rotalarından,
göç yolu üzerinde bir çeşme değilim turnam gelip su içsin
turnam şaşırmaz mı acaba yolunu, bir göç yolculuğunda...
bilmem kaçıncı kez dönüyor mavi duvar
bilmem kaçıncı kez sövüyor şarkıyı söyleyen oğlan çocuğu
yüzünü kırbaçlayan rüzgarı
ve ben bilmem kaçıncı kez maviye boyuyorum solan umutlarımı
o boyarken duvarları...
o sabaha kadar beklerken, ben hep bekleyeceğim... bek-le-ye-ceğim
gel-me-ye-ce-ğime inat bek-le-ye-ce-ğim...
20 Aralık 2008 Cumartesi
Koca Adam ve Küçük Kadın
her daim bir eksiklik vardı, koca adam'ın hayatında. adlandıramadığı, budur benim eksiğim, budur benim ruhumu güdük koyan diyemediği. aç bir köpek gibi sağa sola saldıran ruhu, yaşadığı hiç birşeyle tamamlanmıyordu. aşk, seks, müzik, kitap, şiir... güzel olarak adlandırılan ne varsa hayatın naif ve leziz yönüne dair, sırayla tadıyor, aradığını bulamıyordu. yolunu kaybetmiş bir ördek yavrusundan farksız, telaşla sağa sola koşuşturuyordu aklı. ve kördü ruhu. sürekli tosluyordu duvarlara.
ve küçük kadın, genç yaşına rağmen hayatın ondan aldıkları ile eksilmişti o da. bodoslama daldığı aşk denemeleri içine açtığı yaralardan başka bir işe yaramıyordu. tutunacak bir dal arıyordu, dalgaların onu vurdukları kayalıklarda.
ve koca adam uzattı elini, dalgaların tutsağı, başını kayalara vurup duran küçük kadına. çekti aldı güçlü kollarıyla dalgaların arasından. önce yaralarını tedavi etti, dudaklarıyla teker teker öperek. sonra sevdi. çok sevdi.
küçük kadın körpe bedenine büyük gelen memelerini sundu koca adam'a günün ödülü olarak. aşklarının ilk sevişmesine adadı memelerini. öptü adam, sevdi. uzun uzun sevdi kendisine adananı.
şimdi yekvücut, yekpareydiler. küçük kadın içinde hissetti koca adamı, sancılandı kasıkları, karnı karıncalandı.
inledi, şehvetin esiri;
- seni seviyorum koca adam, erkeğim.
- ben de seni seviyorum kadınım, küçük kadınım...
sustular. aşk koktu loş oda...
ve küçük kadın, genç yaşına rağmen hayatın ondan aldıkları ile eksilmişti o da. bodoslama daldığı aşk denemeleri içine açtığı yaralardan başka bir işe yaramıyordu. tutunacak bir dal arıyordu, dalgaların onu vurdukları kayalıklarda.
ve koca adam uzattı elini, dalgaların tutsağı, başını kayalara vurup duran küçük kadına. çekti aldı güçlü kollarıyla dalgaların arasından. önce yaralarını tedavi etti, dudaklarıyla teker teker öperek. sonra sevdi. çok sevdi.
küçük kadın körpe bedenine büyük gelen memelerini sundu koca adam'a günün ödülü olarak. aşklarının ilk sevişmesine adadı memelerini. öptü adam, sevdi. uzun uzun sevdi kendisine adananı.
şimdi yekvücut, yekpareydiler. küçük kadın içinde hissetti koca adamı, sancılandı kasıkları, karnı karıncalandı.
inledi, şehvetin esiri;
- seni seviyorum koca adam, erkeğim.
- ben de seni seviyorum kadınım, küçük kadınım...
sustular. aşk koktu loş oda...
Yaşamaktır Aşk
yaşamaktır aşk,
nefes almaktır, her nefeste yandığını hissetmektir ciğerlerinin...
yaşamaktır aşk,
uyumaktır, en güzel rüyalara
uyanmaktır, güneşin rengine boyanarak...
yaşamaktır aşk,
yemek içmektir, tıka basa doyurmaktır ruhu.
şehvete iştahlanmaktır...
yaşamaktır aşk,
ölümdür, ölmektir yaşadığını hissederek,
sevebilmektir ölümü, uğruna...
yaşamaktır aşk...
nefes almaktır, her nefeste yandığını hissetmektir ciğerlerinin...
yaşamaktır aşk,
uyumaktır, en güzel rüyalara
uyanmaktır, güneşin rengine boyanarak...
yaşamaktır aşk,
yemek içmektir, tıka basa doyurmaktır ruhu.
şehvete iştahlanmaktır...
yaşamaktır aşk,
ölümdür, ölmektir yaşadığını hissederek,
sevebilmektir ölümü, uğruna...
yaşamaktır aşk...
19 Aralık 2008 Cuma
ah! minel aşk (şiir)
ah!
ediyorum alacakaranlıkta ıssız sokak
sevdama saplanıyor sözlerin
bıçak!
ah!
ah!
ediyorum karantina mağduru sevdalar
yaşıyorum
sözlerin ediyor dilimi
tutsak!
ah!
ah!
ediyorum yeisle kaşık kaşık aşklar
besliyorum
çelimsiz değil aşkım / sadece
yasak!
ah!
ah!
ediyorum
ah!
min’el aşk!
ediyorum alacakaranlıkta ıssız sokak
sevdama saplanıyor sözlerin
bıçak!
ah!
ah!
ediyorum karantina mağduru sevdalar
yaşıyorum
sözlerin ediyor dilimi
tutsak!
ah!
ah!
ediyorum yeisle kaşık kaşık aşklar
besliyorum
çelimsiz değil aşkım / sadece
yasak!
ah!
ah!
ediyorum
ah!
min’el aşk!
Sun/durma (Şiir)
h ü z ü n dür
terkibi a ş k ı n
y ü z ü n dür
eyleyen beni ş a ş k ı n
bir türkü mırıldan bu gece
hüzün olsun / saklı mısralarında
aşk koksun / yalnızlığın
buhurdanında
g ö z y a ş ı dır
emaresi a ş k ı n
buğulu gözlerini kaçır benden
eyleme beni ş a ş k ı n
bir şiir yaz / oku bana bu gece
mısralarına küçük mutluluklar sakladığın
afacan kelimeler sun / durma
biraz aşk / biraz öpücük
v u s l a t tır
katili a ş k ı n
t a t tır
vuslatı eyle beni şaşkın
utanma / öp beni bu gece
dokunsun göğsüme ürkek dudakların
mahcup sevişmeler sun / durma
aşk koksun oda / bedenler aşka yansın
terkibi a ş k ı n
y ü z ü n dür
eyleyen beni ş a ş k ı n
bir türkü mırıldan bu gece
hüzün olsun / saklı mısralarında
aşk koksun / yalnızlığın
buhurdanında
g ö z y a ş ı dır
emaresi a ş k ı n
buğulu gözlerini kaçır benden
eyleme beni ş a ş k ı n
bir şiir yaz / oku bana bu gece
mısralarına küçük mutluluklar sakladığın
afacan kelimeler sun / durma
biraz aşk / biraz öpücük
v u s l a t tır
katili a ş k ı n
t a t tır
vuslatı eyle beni şaşkın
utanma / öp beni bu gece
dokunsun göğsüme ürkek dudakların
mahcup sevişmeler sun / durma
aşk koksun oda / bedenler aşka yansın
Nirengi (Şiir)
bölüyorum dünyayı
bin parçaya
savruluyorum lime lime oluyor bedenim
düşüyorum enleme / boylama
her koordinatta bir parçam / sen
n i r e n g i
pus oluyorum
netameli sokaklarda duman
kurşuni gökyüzü / şehrin damı
kapanıyor hava yokluğunda / gökyüzü
k ü l r e n g i
seviyorum seni / sonradan
şarap oluyorsun / müptela sana ben
aşk içiyorum
aşk içiyorum / kadeh dudakların
g ü l r e n g i
seviyorum seni / hala /
türkü oluyorsun / aşk söylüyor dilim
şarkı oluyorsun / gönlümün
a h e n g i
bin parçaya
savruluyorum lime lime oluyor bedenim
düşüyorum enleme / boylama
her koordinatta bir parçam / sen
n i r e n g i
pus oluyorum
netameli sokaklarda duman
kurşuni gökyüzü / şehrin damı
kapanıyor hava yokluğunda / gökyüzü
k ü l r e n g i
seviyorum seni / sonradan
şarap oluyorsun / müptela sana ben
aşk içiyorum
aşk içiyorum / kadeh dudakların
g ü l r e n g i
seviyorum seni / hala /
türkü oluyorsun / aşk söylüyor dilim
şarkı oluyorsun / gönlümün
a h e n g i
Üşüdüm Biraz
üşüdüm biraz.
"yokluğunda kar boran iklimi
gönlümün mevsimi"
üşüdüm.
üşüyor musun sen de uzaklarda? küçük ellerini ceplerine sokuyor musun tutamadığımda?
"beyaz tenine al güller" mi oluyor soğuk yüzünü ellerimin arasına almadığımda?
öpmediğimde dudakların,
mor sümbüllere mi özeniyor, donuk morluğuna mı bulaşıyor soğuğun?
üşüdüm biraz,
yokluğunda...
sen de üşüyor musun?
"yokluğunda kar boran iklimi
gönlümün mevsimi"
üşüdüm.
üşüyor musun sen de uzaklarda? küçük ellerini ceplerine sokuyor musun tutamadığımda?
"beyaz tenine al güller" mi oluyor soğuk yüzünü ellerimin arasına almadığımda?
öpmediğimde dudakların,
mor sümbüllere mi özeniyor, donuk morluğuna mı bulaşıyor soğuğun?
üşüdüm biraz,
yokluğunda...
sen de üşüyor musun?
acemi tenekeci (şiir)
(a)pansız ve dahi adaletsizdi,
(c)inayete kurban gidişi,
(e)n masum duyguların
(m)enfur bir cinayet diye yazdılar
(i)kinci sınıf gazetelerin üçüncü sayfalarında
(t)etiği kader çekmiş dediler,
(e)ninde sonunda yakalanırmış,
(n)e kadar uzağa kaçsa,
(e)sarete yakınlaşırmış
(k)im ne derse desin dedi kravatlı biri
(e)ninde sonunda
(c)inayet mahalline döner, kaatil -bilmiş bir edayla söyledi bunları-
(i)nceden kan sızıyordu umutlarımın bıçak yarasından -tüm bunlar olurken-
(c)inayete kurban gidişi,
(e)n masum duyguların
(m)enfur bir cinayet diye yazdılar
(i)kinci sınıf gazetelerin üçüncü sayfalarında
(t)etiği kader çekmiş dediler,
(e)ninde sonunda yakalanırmış,
(n)e kadar uzağa kaçsa,
(e)sarete yakınlaşırmış
(k)im ne derse desin dedi kravatlı biri
(e)ninde sonunda
(c)inayet mahalline döner, kaatil -bilmiş bir edayla söyledi bunları-
(i)nceden kan sızıyordu umutlarımın bıçak yarasından -tüm bunlar olurken-
Patronu Bizim Oğlanı Çok Seviyor (Mizah)
- patronu bizim oğlanı çok seviyor.
diye başlıyor söze komşu teyzeler, amcalar. ve devam ediyorlar;
- diğer çalışanlardan ayrı tutuyor. gizlice ona zam yapmış. ben sağ oldukça sen bu şirkette çalışacaksın demiş geçen gün, patronu. bu şirket senle ayakta duruyor. bıdı bıdı...
milyonlarca dolarlık ciroya sahip koca koca şirketlerin patronları bizim komşu çocukları sayesinde var oluyorlar sanki. bizim birader de vestel de çalışıyor ama biz göğsümüzü gere gere anlatamıyoruz geçen gün bizim oğlan nazif zorlu'ya pandik atmış diye. daha tanışmamışlar bile. komplekse gireceğim nerdeyse.
bir de sevim teyze'nin fingirdek kızı var. patronu onu da çok seviyormuş otel odalarında. ama o konuya girmeyelim dedikodu olur.
diye başlıyor söze komşu teyzeler, amcalar. ve devam ediyorlar;
- diğer çalışanlardan ayrı tutuyor. gizlice ona zam yapmış. ben sağ oldukça sen bu şirkette çalışacaksın demiş geçen gün, patronu. bu şirket senle ayakta duruyor. bıdı bıdı...
milyonlarca dolarlık ciroya sahip koca koca şirketlerin patronları bizim komşu çocukları sayesinde var oluyorlar sanki. bizim birader de vestel de çalışıyor ama biz göğsümüzü gere gere anlatamıyoruz geçen gün bizim oğlan nazif zorlu'ya pandik atmış diye. daha tanışmamışlar bile. komplekse gireceğim nerdeyse.
bir de sevim teyze'nin fingirdek kızı var. patronu onu da çok seviyormuş otel odalarında. ama o konuya girmeyelim dedikodu olur.
Kızın Kankasının İlişkiye Etkisi (Mizah)
tıfıl zamanlar.
ebru diye bir kız var. yapma bebek gibi. elinle çizsen öyle çizersin. haa ben çizemem resme yeteneğim yok da, çizebilen öyle çizer. sarı kıvırcık uzun saçları, güzel yüzüne yakışan yeşil gözleri, baktıkça içim eriyor.
- aga konuşcam ben bu kızla,dedim.
- durduğun hata, diye cevapladı çetin. bu da benim kanka. (erkeğin kankası da önemli) gerçi o zamanlar kankalık müessesi icad edilmemişti daha.
neyse dolandırmayalım lafı, bir teneffüste yanaştım kızın sol yamacına doğru.
- konuşabilir miyiz?
- tabii dedi. biliyor arkasından ne geleceğini. boru mu, aylarca mal mal seyretmişim kızı.
yanında da kankası handan. hikayenin kahramanı. bu arada söylemeden geçemiyeceğim. handan'ın götü kocaman. yüzüne bakıyorum handan'ın, bizi yalnız bırak der gibi. ama nerdee, ağzıma girecek kevvaşe.
neyse efendim, öhhö öhhö diyerek boğazımı temizledim. (öküze bak)
- ebru, ben senden hoşlanıyorum. dedim, titreyen bacaklar eşliğinde. derin bir nefes aldım ve ebru'dan gelecek cevabı beklemeye başladım. saniyelik bi an bu. gözünde öyle canlandır sevgili okur. (yazar havasına girdim burda)
- bunu sana yakıştıramadım!!! dedi. handan idi konuşan. koca götlü olan. ne diyeceğimi şaşırdım. kötü bişey dememiştim ki yakıştıramasın. hem beni ne kadar tanıyor ki yakıştıramama lafını kullanıyordu. şaşkınlığımı atlatır atlatmaz, ebru'ya döndüm.
- evet ebru???
- ya aslında sana evet demek isterdim ama benim ailem...
- evet ailesi, çok sıkıyor onu, abisi sürekli takip ediyor. doğru tahmin ettiniz, handan sözünü kesip ebru'nun yerine konuşmuştu. dişlerimi sıktım.
- sen kantine gidip çay içsene, dedim.
- arkadaşım o benim, niye gidiyormuşum, diye çemkirdi. la havle. çattık. sıkıcam boğazını, hatuna el kaldırdı dicekler.
mevcut durumdan sıkılan ebru,
- ailemin tavrı nedeniyle benim şu anda bir ilişki yaşamam mümkün değil. dedi.
duyulur duyulmaz bir sesle;
- peki, dedim.
handan'a küfür koleksiyonumun en nadide parçalarını hediye ederek yürüdüm, gittim.
handan'ın götünün kocaman olduğunu söylemiş miydim?
ebru diye bir kız var. yapma bebek gibi. elinle çizsen öyle çizersin. haa ben çizemem resme yeteneğim yok da, çizebilen öyle çizer. sarı kıvırcık uzun saçları, güzel yüzüne yakışan yeşil gözleri, baktıkça içim eriyor.
- aga konuşcam ben bu kızla,dedim.
- durduğun hata, diye cevapladı çetin. bu da benim kanka. (erkeğin kankası da önemli) gerçi o zamanlar kankalık müessesi icad edilmemişti daha.
neyse dolandırmayalım lafı, bir teneffüste yanaştım kızın sol yamacına doğru.
- konuşabilir miyiz?
- tabii dedi. biliyor arkasından ne geleceğini. boru mu, aylarca mal mal seyretmişim kızı.
yanında da kankası handan. hikayenin kahramanı. bu arada söylemeden geçemiyeceğim. handan'ın götü kocaman. yüzüne bakıyorum handan'ın, bizi yalnız bırak der gibi. ama nerdee, ağzıma girecek kevvaşe.
neyse efendim, öhhö öhhö diyerek boğazımı temizledim. (öküze bak)
- ebru, ben senden hoşlanıyorum. dedim, titreyen bacaklar eşliğinde. derin bir nefes aldım ve ebru'dan gelecek cevabı beklemeye başladım. saniyelik bi an bu. gözünde öyle canlandır sevgili okur. (yazar havasına girdim burda)
- bunu sana yakıştıramadım!!! dedi. handan idi konuşan. koca götlü olan. ne diyeceğimi şaşırdım. kötü bişey dememiştim ki yakıştıramasın. hem beni ne kadar tanıyor ki yakıştıramama lafını kullanıyordu. şaşkınlığımı atlatır atlatmaz, ebru'ya döndüm.
- evet ebru???
- ya aslında sana evet demek isterdim ama benim ailem...
- evet ailesi, çok sıkıyor onu, abisi sürekli takip ediyor. doğru tahmin ettiniz, handan sözünü kesip ebru'nun yerine konuşmuştu. dişlerimi sıktım.
- sen kantine gidip çay içsene, dedim.
- arkadaşım o benim, niye gidiyormuşum, diye çemkirdi. la havle. çattık. sıkıcam boğazını, hatuna el kaldırdı dicekler.
mevcut durumdan sıkılan ebru,
- ailemin tavrı nedeniyle benim şu anda bir ilişki yaşamam mümkün değil. dedi.
duyulur duyulmaz bir sesle;
- peki, dedim.
handan'a küfür koleksiyonumun en nadide parçalarını hediye ederek yürüdüm, gittim.
handan'ın götünün kocaman olduğunu söylemiş miydim?
Umut
hani ben hep derim ya; umut
aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır.
demiş Nurullah GENÇ... e tabii şair o, benim gibi dilsiz değil... ben umut diyorum, o mısralarla donatıyor. o daha güzel anlatıyor diye benden daha güzel umut ediyor sanma turnam,
en güzel ben umut ederim, çünkü ben imkansız bir aşkın çiledarıyım. altın sandıklara kilitlenmiş bir vuslatın haznedarıyım. o sandık açıldığında o vuslatın ilk tanığı ben olacağım.
"acılar büyütür umutsuzlukları" demiş bir başka şair. benim umudum da yokluğunun acısından besleniyor turnam... şikayet edersem umutsuz kalayım ki, umutla bekliyorum vuslatı. hani demiş ya şair; beklemek de güzel, güzelse beklenen... benim beklediğim de çok güzel... hem kalbi herşeyden de güzel...
İbrahim TENEKECİ'yi bilirsin değil mi turnam, şairlik idolüm. bu şair lafını da ne zaman kendime yaklaştırsam mahcubiyet duyuyorum, af diliyorum tüm şairlerden. her neyse üstad tenekeci diyor ki ;
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim.
benim kaf dağım sensin turnam...
bu arada kader cilveli bir aşifte gibi benle oyun oynuyor, ben bunları yazarken Leman SAM da dalga geçer gibi benle;
anladım ki hiç kimse sen değil
hiç kimse senin kadar umuduma yol değil
diyor...
sevgiyle kal,
ben karanlıkları aydınlatan ışık ile kalıyorum...
aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır.
demiş Nurullah GENÇ... e tabii şair o, benim gibi dilsiz değil... ben umut diyorum, o mısralarla donatıyor. o daha güzel anlatıyor diye benden daha güzel umut ediyor sanma turnam,
en güzel ben umut ederim, çünkü ben imkansız bir aşkın çiledarıyım. altın sandıklara kilitlenmiş bir vuslatın haznedarıyım. o sandık açıldığında o vuslatın ilk tanığı ben olacağım.
"acılar büyütür umutsuzlukları" demiş bir başka şair. benim umudum da yokluğunun acısından besleniyor turnam... şikayet edersem umutsuz kalayım ki, umutla bekliyorum vuslatı. hani demiş ya şair; beklemek de güzel, güzelse beklenen... benim beklediğim de çok güzel... hem kalbi herşeyden de güzel...
İbrahim TENEKECİ'yi bilirsin değil mi turnam, şairlik idolüm. bu şair lafını da ne zaman kendime yaklaştırsam mahcubiyet duyuyorum, af diliyorum tüm şairlerden. her neyse üstad tenekeci diyor ki ;
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim.
benim kaf dağım sensin turnam...
bu arada kader cilveli bir aşifte gibi benle oyun oynuyor, ben bunları yazarken Leman SAM da dalga geçer gibi benle;
anladım ki hiç kimse sen değil
hiç kimse senin kadar umuduma yol değil
diyor...
sevgiyle kal,
ben karanlıkları aydınlatan ışık ile kalıyorum...
18 Aralık 2008 Perşembe
Ben Başkasını Seviyorum
/bir gece/
- bak bu fairouz. arap. kapat gözlerini, dinleyelim.
- muharrem ertaş dinler misin? kalktı göç eyledi avşar elleri
- nana maskouri, bu da yunan. bu şarkısı çok güzel
- bu kız ermenice söylüyor
- kürtçe bir türkü bu da.
dünya müzik kültürünün farklı lezzetlerini tadıyorlar, bir yandan da sohbet ediyorlardı. zamanın nasıl eriyip geçmişe aktığının farkında olmadan bir arada olmanın hazzını yaşıyorlardı.
- oo sabahın beşi olmuş, dedi adam. sabah erken kalkmam lazım benim.
- aşkolsun diye cevapladı kadın. neden daha önce söylemedin.
- o kadar keyifliydi ki, kalkıp gidesim gelmedi. artık gideyim diyerek kalktı, ceketini sırtına geçirdi.
- herşey için teşekkür ederim, görüşürüz.
- ben teşekkür ederim, görüşmek üzere.
/bir ay sonra/
bu güzel ve dostane gecenin ardından bir ay geçmişti. adam bir türlü ulaşamıyordu kadına. gerçi bu bir aylık süre içerisinde bir kaç ayaküstü sohbetleri olmuştu ama kadın birşeyler gizliyor gibiydi. ne kadar anlamaya çalışsa da çözemedi adam kadındaki bu gizemli hali.
/ve bir zaman sonra/
tekrar görüşmeye başladıklarında herşey daha güzeldi. daha yakındılar birbirlerine, daha sıcak. dostluklarını övgülü sözlerle tanımlıyorlar, birbirlerine sözler veriyorlardı hep bir arada olacaklarına dair. yalnız her ne kadar dostluktan söz etseler de adamın yüreğindeki duygular dostluktan aşka doğru yol almaya başlamıştı. günlerce bunu nasıl söyleyeceğini düşündü. adam evli, kadınınsa sevgilisi vardı.
/günlerden bir gün/
- seni seviyorum, dedi adam.
- ben de seni seviyorum canım
- yok öyle değil, benimki aşk galiba
- hadi ya, nerden çıktı şimdi bu?
- bilmiyorum.
bir süre sustular. sonra bunun arkadaşlıklarına zarar vermeyeceğini, zarar vermesine izin vermemesi gerektiğini, bu dostluğun kolay kaybedilecek birşey olmadığını konuştular. arkadaşlıkları eskisi gibi devam ediyordu. tek fark adam arada bir duygularını açıyor, anlatıyor, kadınsa sabırla dinliyor, anlayışlı bir sıcaklıkla geçiştiriyordu.
/bir gece/
içtikleri şarap başlarını döndürmüş, kadın başını adamın omzuna yaslamıştı. bir şiirden 2-3 mısra mırıldandı adam. yavaşça başını kaldırdı kadın, adamın gözlerine baktı. dudakları birleşti. öpüşmüyorlar, sanki birbirlerinin dudaklarından aşkın balını emiyorlardı. sonra adamın dudakları kadının bedeninde bir seyahata çıktı. meceracı bir gezgin gibi kadının beden coğrafyasında gezinirken, adamın elleri de dudaklarının yoluna engel kıyafetleri teker teker çıkartıyordu.
sevişmeleri son erdiğinde şehvet koktu oda...
- bana bunu bir daha yapma, dedi kadın.
- neden?
- ben başkasını seviyorum...
- bak bu fairouz. arap. kapat gözlerini, dinleyelim.
- muharrem ertaş dinler misin? kalktı göç eyledi avşar elleri
- nana maskouri, bu da yunan. bu şarkısı çok güzel
- bu kız ermenice söylüyor
- kürtçe bir türkü bu da.
dünya müzik kültürünün farklı lezzetlerini tadıyorlar, bir yandan da sohbet ediyorlardı. zamanın nasıl eriyip geçmişe aktığının farkında olmadan bir arada olmanın hazzını yaşıyorlardı.
- oo sabahın beşi olmuş, dedi adam. sabah erken kalkmam lazım benim.
- aşkolsun diye cevapladı kadın. neden daha önce söylemedin.
- o kadar keyifliydi ki, kalkıp gidesim gelmedi. artık gideyim diyerek kalktı, ceketini sırtına geçirdi.
- herşey için teşekkür ederim, görüşürüz.
- ben teşekkür ederim, görüşmek üzere.
/bir ay sonra/
bu güzel ve dostane gecenin ardından bir ay geçmişti. adam bir türlü ulaşamıyordu kadına. gerçi bu bir aylık süre içerisinde bir kaç ayaküstü sohbetleri olmuştu ama kadın birşeyler gizliyor gibiydi. ne kadar anlamaya çalışsa da çözemedi adam kadındaki bu gizemli hali.
/ve bir zaman sonra/
tekrar görüşmeye başladıklarında herşey daha güzeldi. daha yakındılar birbirlerine, daha sıcak. dostluklarını övgülü sözlerle tanımlıyorlar, birbirlerine sözler veriyorlardı hep bir arada olacaklarına dair. yalnız her ne kadar dostluktan söz etseler de adamın yüreğindeki duygular dostluktan aşka doğru yol almaya başlamıştı. günlerce bunu nasıl söyleyeceğini düşündü. adam evli, kadınınsa sevgilisi vardı.
/günlerden bir gün/
- seni seviyorum, dedi adam.
- ben de seni seviyorum canım
- yok öyle değil, benimki aşk galiba
- hadi ya, nerden çıktı şimdi bu?
- bilmiyorum.
bir süre sustular. sonra bunun arkadaşlıklarına zarar vermeyeceğini, zarar vermesine izin vermemesi gerektiğini, bu dostluğun kolay kaybedilecek birşey olmadığını konuştular. arkadaşlıkları eskisi gibi devam ediyordu. tek fark adam arada bir duygularını açıyor, anlatıyor, kadınsa sabırla dinliyor, anlayışlı bir sıcaklıkla geçiştiriyordu.
/bir gece/
içtikleri şarap başlarını döndürmüş, kadın başını adamın omzuna yaslamıştı. bir şiirden 2-3 mısra mırıldandı adam. yavaşça başını kaldırdı kadın, adamın gözlerine baktı. dudakları birleşti. öpüşmüyorlar, sanki birbirlerinin dudaklarından aşkın balını emiyorlardı. sonra adamın dudakları kadının bedeninde bir seyahata çıktı. meceracı bir gezgin gibi kadının beden coğrafyasında gezinirken, adamın elleri de dudaklarının yoluna engel kıyafetleri teker teker çıkartıyordu.
sevişmeleri son erdiğinde şehvet koktu oda...
- bana bunu bir daha yapma, dedi kadın.
- neden?
- ben başkasını seviyorum...
ben sana yakışıyorum
yok biliyorum karşılığı duygularımın,
bu aşkın,
sen gülüp geçerken hal-i pür melalime, ben şaşkın,
sen duymasan da ben inatla sana sesleniyorum.
sen yüzünü başka yöne çevirsen de ben seninle bakışıyorum. düşündüm de ben sana yakışıyorum.
bu aşkın,
sen gülüp geçerken hal-i pür melalime, ben şaşkın,
sen duymasan da ben inatla sana sesleniyorum.
sen yüzünü başka yöne çevirsen de ben seninle bakışıyorum. düşündüm de ben sana yakışıyorum.
Yokluğunda Şaşkındı Ellerim
yoktun...
alışmışlığımdan çıkıp gitmiştin.
ellerini nereye koyamayacağını bilemeyen mahçup delikanlı şaşkınlığında kalakalmıştım.
bedeninin coğrafyasında keşiflere alışmış ellerim, yokluğunda senin ararcasına başıboş birer uzva dönüşmüştü.
şimdi geldin ya,
bana döndün ya soğuk gecelerinden doğu şehrinin...
ellerim senindir yine...
dudaklarım senin...
alışmışlığımdan çıkıp gitmiştin.
ellerini nereye koyamayacağını bilemeyen mahçup delikanlı şaşkınlığında kalakalmıştım.
bedeninin coğrafyasında keşiflere alışmış ellerim, yokluğunda senin ararcasına başıboş birer uzva dönüşmüştü.
şimdi geldin ya,
bana döndün ya soğuk gecelerinden doğu şehrinin...
ellerim senindir yine...
dudaklarım senin...
Kara Şey
çikin, kara bi'şey bu be, derdi anneannem. nazar değmesin diye çocuklara.
o'nu görseydi ona da kara bi'şey derdi. nazar değmesin torunumun yüreğini ısıtana diye.
kara şey,
sözcüklerden dizdiği labirentlerde kaybolduğumda bulandırdı aklımı, şiirleriyle okşadı çirkin ördek yavrusu ruhumu.
saten pürüzsüzlüğü ve serinliğindeydi sohbetleri. uzanıverdiğimde gevezeliğine dinginleşiyor, bolca gülümsüyordum. o ise masaj yapmakla meşguldü bana, dünya müzikleri ile...
sonra baktı; aslında bakmıyordu, gözleri başka bir yerde, şaşı gibi ,şaşı değil de şehla, nereye bakıyorsa artık. kimlere bakıyordu, bilmiyordum o gözler, ben beni gördüğünü düşündüm. öyle düşünmek istedim.
uzaklardaydı o,
esmer tenine başkaları dokunuyordu,
ben dişiliğinin hayaliyle vuslata eriyordum sarılırken yastığıma.
onun en mahrem yerlerine dokunan eller, boğazıma sarılıyordu geceleri...
ört üstünü kara şey,
dokunmasın kimse sana...
o'nu görseydi ona da kara bi'şey derdi. nazar değmesin torunumun yüreğini ısıtana diye.
kara şey,
sözcüklerden dizdiği labirentlerde kaybolduğumda bulandırdı aklımı, şiirleriyle okşadı çirkin ördek yavrusu ruhumu.
saten pürüzsüzlüğü ve serinliğindeydi sohbetleri. uzanıverdiğimde gevezeliğine dinginleşiyor, bolca gülümsüyordum. o ise masaj yapmakla meşguldü bana, dünya müzikleri ile...
sonra baktı; aslında bakmıyordu, gözleri başka bir yerde, şaşı gibi ,şaşı değil de şehla, nereye bakıyorsa artık. kimlere bakıyordu, bilmiyordum o gözler, ben beni gördüğünü düşündüm. öyle düşünmek istedim.
uzaklardaydı o,
esmer tenine başkaları dokunuyordu,
ben dişiliğinin hayaliyle vuslata eriyordum sarılırken yastığıma.
onun en mahrem yerlerine dokunan eller, boğazıma sarılıyordu geceleri...
ört üstünü kara şey,
dokunmasın kimse sana...
uzaklarda bir yerlerde radyo çalıyor
Elindeki şarap şişesini hışımla vurdu yere.
- defol git burdan! seni görmek istemiyorum. adi bir fahişesin sen! diye bağırdı kadına. Adamın bu haline alışkın görünen kadın sakinliğini koruyarak;
- bağırma dedi. Ne zaman sinirlensen kendini kaybediyorsun. Hastalıklı bir ruh haline bürünüyorsun diye sürdürdü konuşmasını. Elinde tuttuğu sütyenini çantasına tıkıştırdı. gömleğini sırtına geçirdi. Yavaş yavaş düğmelerini ilikledi. memelerinin yarısını kapatacak kadar düğme ilikleyince yeterli buldu. Zaten oldum olası sol memesindeki beni göstermeyi severdi. O'na ayrı bir seksapalite kattığını düşünürdü. Oldukça sakin hareket ederek çantasını aldı ve kapıya doğru yürüdü. Sanki biraz önceki hakaretleri işiten o değildi. Tam kapıdan çıkacakken geri döndü;
- ben senin orospularına birşey diyor muyum dedi. dönüp giderken mırıldandı;
- hastalıklı manyak!
Kadın gittikten sonra ayağa kalktı adam. Şişe parçalarına basmamaya özen gösterek aynaya doğru yürüdü. Baktı aynaya, kızarmış gözleri ile karşılaştı. Sakalları uzamıştı. Bakışlarında bir anlam aradı bulamadı. Benim psikolojim bozuk mu gerçekten dedi kendi kendine.
Tekrar koltuğuna oturdu. O haklı dedi. Bizim ilişkimizde hiç sadakat olmadı ki, ben hiç ona sadık olmadım. Zaten bizimkine ilişki de denmez. Boynundaki morluğu neden bu kadar büyüttüm diye aklından geçirirken yüksek sesle ofladı.
Kalkıp müzik açmak istedi. üşendi. mırıldandı;
- nasıl olsa uzaklarda bir yerde radyo çalıyor hepimiz için...
- defol git burdan! seni görmek istemiyorum. adi bir fahişesin sen! diye bağırdı kadına. Adamın bu haline alışkın görünen kadın sakinliğini koruyarak;
- bağırma dedi. Ne zaman sinirlensen kendini kaybediyorsun. Hastalıklı bir ruh haline bürünüyorsun diye sürdürdü konuşmasını. Elinde tuttuğu sütyenini çantasına tıkıştırdı. gömleğini sırtına geçirdi. Yavaş yavaş düğmelerini ilikledi. memelerinin yarısını kapatacak kadar düğme ilikleyince yeterli buldu. Zaten oldum olası sol memesindeki beni göstermeyi severdi. O'na ayrı bir seksapalite kattığını düşünürdü. Oldukça sakin hareket ederek çantasını aldı ve kapıya doğru yürüdü. Sanki biraz önceki hakaretleri işiten o değildi. Tam kapıdan çıkacakken geri döndü;
- ben senin orospularına birşey diyor muyum dedi. dönüp giderken mırıldandı;
- hastalıklı manyak!
Kadın gittikten sonra ayağa kalktı adam. Şişe parçalarına basmamaya özen gösterek aynaya doğru yürüdü. Baktı aynaya, kızarmış gözleri ile karşılaştı. Sakalları uzamıştı. Bakışlarında bir anlam aradı bulamadı. Benim psikolojim bozuk mu gerçekten dedi kendi kendine.
Tekrar koltuğuna oturdu. O haklı dedi. Bizim ilişkimizde hiç sadakat olmadı ki, ben hiç ona sadık olmadım. Zaten bizimkine ilişki de denmez. Boynundaki morluğu neden bu kadar büyüttüm diye aklından geçirirken yüksek sesle ofladı.
Kalkıp müzik açmak istedi. üşendi. mırıldandı;
- nasıl olsa uzaklarda bir yerde radyo çalıyor hepimiz için...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
